| |
Göçebeliğin ne demek olduğunu çok iyi bilen Türkler, Anadolu toprağına ayak basınca ve buraları yurt edinme kararını verince, yerleşikliğin tadıyla, başka bir söyleyişle, toprağa sahip olmanın güveniyle de tanıştılar. O yüzden olsa gerek, Türkler için toprak çok büyük bir öneme sahiptir. Onun için bir karış toprak uğruna her an canlarını vermeye hazırdırlar. Ayrıca sahip olma duygusunun verdiği güvenle, öyle sanıyorum barış’ın önemini çok değişik bir boyutta anlama olanağı da elde etmişlerdir.Yani toprakların yalnızca savaşlarla değil, barışla da korunabileceği gerçeğini görmüşlerdir. Değişen ve gelişen zaman içinde, toprakları korumada, barışın savaşlardan daha önemli bir rol oynadığını da öğrenmişlerdir. Asıl savaşın barışı koruma savaşı olduğu bilincini yakalamışlardır. Mustafa Kemal’in “Yurtta barış, cihanda barış” sözü, bu bilincin çok açık ve kesin bir anlatımıdır. Toprak sevgisinin ortak ifadesi sayılan dizeler de, biliyorsunuz Aşık Veysel’e aittir: “Dost dost diye nicesine sarıldım/ Benim sadık yarim kara topraktır”. Bu toprakların gerçek aşıklarından, gerçek sevdalılarından biri de, geçtiğimiz günlerde 106 yaşına giren Nazım Hikmet ustamızdır. Bu toprakların özlemiyle yurt dışında yaşamını yitiren Nazım usta vasiyetinde, bir köy mezarlığına gömülmeyi, baş ucuna da bir çınarın dikilmesi isteğini net bir biçimde dile getirmiştir. Gösterişli, ‘şaşaalı’ bir mezar değildir isteği. Köy mezarlıklarında gördüğümüz alçak gönüllü bir mezardır onun isteği. Hatta başucunda bir taş bulunmasını bile istemez. Bu istek, onun için bu toprakların ne kadar önemli olduğunu, bu toprakları nasıl özlediğini de dile getirmektedir. Ölen bir beden için toprağın ne önemi olacaktır. Ölen beden neyi duyumsayacaktır? Neyin ayrımında olacaktır ki? Nazım usta bu doğasal gerçeği elbette biliyor. Bu bilgiye karşın, yine de Anadolu toprağına gömülmeyi arzu ediyor ‘infarkt’lı yüreği.. Onun yüce gönlü, bu topraklarla teni temas edince, daha bir rahat edecektir. Özlediği toprakta ‘huzur-u kalb’ ile uyuyacaktır. İzmir’de yapılan anma toplantısında bu yıl güzel bir değişiklik yaşadık. Nazım ustanın Moskova’daki mezarından getirilen toprak, Fuar Kültürparktaki heykelinin, ülkemizdeki tek Nazım heykelinin bulunduğu topraklara serpildi. Onun toprağı ile, yurdunun toprağı bir anlamda birbirine karışmış oldu. Bilmiyorum gönlü biraz olsun rahatladı mı Nazım ustanın. Moskova’dan getirilen toprak heykelin çevresine serpilirken aklıma Fuzuli’nin bir beyiti geldi. Ünlü “Su kasidesi”ndeki beyit şöyle:
“Dest-busi arzusuyla ölürsem dustlar,
Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su”
Fuzuli yarin dudağını öpme isteğiyle ölürse; sevdası toprağa karışacak. Sonra, o topraktan yapılacak testiye, en sonra da testiden suya geçecek ve sevgilisi o suyu içince şair, sevgilisinin dudakları ile buluşmuş olacak. Bu incelikli dilekle Nazım ustanın dileği, bir yerde buluşuyormuş gibi geldi bana. Doğal bir biçimde kavuşulamayan istek, çok dolaylı bir yolla gerçekleşecek ve şairin ruhu muradına ermiş olacak. Bu dolaylı yola bile razı olan Nazım’ın Anadolu toprağına duyduğu özlemi varın siz düşünün. O toplantıda söylediğim gibi ben Nazım ustayı korumaya çalıştığı sevdaların, aşkların öldürdüğüne inanıyorum. Sevdalandığı Anadolu toprağını, sevdalandığı insanları, aşık olduğu alın terini ve emeği, sevdalandığı barışı, sevdalandığı insan haklarını, sevdalandığı özgürlüğü, sevdalandığı onuru, sevdalandığı bölüşmeyi, dostluğu ve arkadaşlığı, sevdalandığı kalemini, şiirini, kadınlarını korumaya çalıştığı için geldi, başına gelenler. Şöyle bir düşünün; kısaca saymaya çalıştığım sevdalarını korumaya kalkmasaydı, bir eli yağda, bir eli balda yaşar giderdi. Belki daha uzun olurdu ömrü. Ama dertsiz ve tasasız ve hüzünsüz ve acısız yaşayacağı kesindi. O koca usta bunlari da pek ala biliyordu. Madem biliyordu, bile bile başını neden belalara soktu, neden bütün bunların hasreti içinde ölmeyi kabul etti, neden dertlerin içine atıverdi kendini? Aşkın nedeni olur mu dostlar? Bir aşığa neden aşık oldun sorusu sorulur mu? İnsan bir bakar büyük bir aşk içindedir. Bir bakar o aşk için, o aşklar için her türlü belaya katlanmaya hazır ve nazırdır. İyi ki Nazım ustamız aşklarını namusuyla korumaya çalışmış, bunun için acıları adeta bir sevinç gibi yaşamış. İyi ki yapmış bunu. Yoksa sıradan bir Nazım olurdu ve biz dünya çapında bir insanla ayni topraklarda yaşamış olmanın, yaşıyor olmanın tadını ve onurunu bilemez ve anlayamazdık. Aşk çılgınlıklar yaptırabilir, yaşatabilir insan oğluna. İnsan oğlu,yüreğine eklenen ikinci insanlarla birlikte olmanın zenginliğiyle yaşayabilir bu topraklar üstünde. Şiir yazmak başka türlü olası değildir. Şiir aşk gibi bir isyandır. İsyanın bir başka adıdır. İyi ki aşklar yaşamış Nazım usta. İyi ki isyan etmiş. İyi ki yaşadığı aşkları korumak için belaların içine atılmakta bir an bile tereddüd etmemiş. Yoksa Nazım’sız n’apardık biz?.
|
|