| |
Dil sevgisi kolay kolay oluşmuyor. Dil bilinci de gökten zembille inmiyor, bildiğiniz gibi. Sevginin ve bilincin oluşabilmesi için önce dil’in önemini anlatmak, yerleştirmek, kökleştirmek gerekiyor. İnsanımız ancak bu sevgiden ve bilinçten sonra dilini korumak gereğini duyar ve gereken özeni gösterebilir. Söylemeye gerek yok, dil sevgisini yaratmak, oluşturmak için hem zaman bolluğuna hem de bir dil politikasının, dil eğitiminin gerçekleştirilmesine gereksinim vardır. Bu eğitime ilköğretiminden değil, çocuk ana karnındayken başlamak gerekir desem, konunun önemini belki vurgulamış olabilirim. Dil sesler bütünüdür. Kulağımız seslerin müziğini algıladıkça, yakaladıkça, sevgiyi de duyumsamaya başlayacaktır. Dil politikasının oluşmasında anaya, babaya, öğretmenlere, yazarlara, iletişim organlarının yöneticilerine, politikacılara büyük görevler düşmektedir. Bu konuyla ilgili görevliler listesine yerel yönetimleri eklemeyi de unutmamalıyız. Yerel yönetimlere bu alanda hangi görevler düştüğünü konuşmak, anlatmak bu yazının sınırlarını çok çok aşar. Bu görevlerden bir tanesinden söz etmek istiyorum.
Söz gelimi sokak, cadde, alan ve iş yeri adlarının Türkçe olmasına dikkat edilmesi bence çok önemlidir. Hiç üşenmeyin, yürüdüğünüz sokaktaki, caddedeki iş yeri adlarına şöyle bir bakın. Anlamını bilmediğiniz ve bize yabancı dillerden; özellikle İngilizce ve Almanca’dan geçmiş pek çok sözcüğün iş yeri adı olarak kullanıldığını göreceksiniz. Ya yiyecek ve giyecek adları, ya günlük konuşma diline geçmiş ve artık doğalmış gibi kullanılan sözcükler; bazen kendinizi yabancı bir ülkede filan sanabilirsiniz. Güneye gittiğinizde karşılaşacağınız görünüm daha da beterdir. Güney, gerçekten yabancı bir ülkenin dinlenme ve eğlenme merkezi gibi olmuştur. Çarşamba günü Karşıyaka belediyesi, pek çok yazımda savunduğum, önerdiğim, doğruluğna yürekten inandığım bir etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlik elbette dil ile ilgiliydi. Hem de iş yerlerinin adlarını Türkçeleştiren, Türkçe olmasına dikkat eden esnafa yönelikti. Belediye bu örnek davranışı gerçekleştiren esnaftan seçtiği bazı iş yeri sahiplerine ödül verdi. Bir yerel yönetimin bu tavrına ilk kez tanık oluyordum. Işıklar içinde yatsın, Büyükşehir belediye başkanı Piriştina ile bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk. Hem de ölümünden bir hafta, on gün önce. Ölmeseydi, İzmir’deki bütün belediyelerden, böylesi bir çalışma için ricada bulunacaktı. Karşıyaka belediyesinin ödül törenini izlerken, onunla yaptığımız o son görüşmeyi anımsadım. Sağ olsaydı biliyorum, çok sevinecek ve o sevinçle kutlayacaktı belediyeyi.. O günkü etkinliğin bir de konuğu vardı. Türk Dil Kurumu genel başkan danışmanı Prof. Dr. Recep Toparlı. Toparlı, bu günkü Dil kurumunda danışman. Yani, Kenan paşa, Atatürk’ün kurduğu Dil Kurumunu yıktıktan sonra kurulan kurumun danışmanı. Ne gariptir konuşmasında Mustafa Kemal’in dil ile ilgili çalışmalarını, yaptıklarını bir iki tümce ile geçiştiriverdi. 1932 yılında O’nun kurduğu “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”nden hiç söz etmedi. O kuruluşun sonradan Türk Dil Kurumu adını aldığını hiç söylemedi. Kenan paşanın kurumun katili olduğunu ve o kurumu yıkarak bu günkü kurumu oluşturduğuna dair tek sözcük söylemedi. Söyleyemedi. Gerçek dil kurumunun çıkardığı kitaplara, katledildiği güne kadar yaptığı çalışmalara, genel anlamda yayınlarına, dile katkılarına hiç mi hiç değinmedi. Bu gün dilimizde bir kirlenme olmadığını da söyledi Sayın Profesör. Bu gün dilimiz tertemizmiş. Korkacak bir şey yokmuş. Evvel Allah Türkler her şeyin üstesinden gelirlermiş. Dilcilerin bu kurumun çıkardığı Türkçe Sözlük ve yazın kılavuzunda saptadıkları yanlışları da gündeme getiremedi. Şair ve sözlükler sahibi Ali Püsküllüoğlu’nun, yalnızca onun, bu günkü sözlük ve kılavuz üstüne yazdıkları bile, ‘mevcut’ kurumun perişanlığını göstermeye yeter de artar. İşin bu yönüne değinmedi, kendini dilci diye tanıtan hocamız. Karşıyaka belediyesine, yanlışlarla dolu bu iki kitabı göğsü kabara kabara ‘hediye’ etti. Beni bu Prof’un söyledikleri hiç ilgilendirmiyor. Ama bir bilim adamının doğruları söylemesini çok isterdim Neyse… Beni belediyenin yaptığı işin güzelliği, doğruluğu ve dile katkısı ilgilendiriyor. Bu gün altı esnafa verilen ödül, kim bilir kaç esnafı özendirecek ve onların da dile, küçücük bile olsa, katkıda bulunmalarını sağlayacak. Bu etkinlik, Karşıyaka belediyesine yakışan bir davranıştır. Dilerim bu davranış genişleyerek sürer gider. Belediyemizi ve etkinliğe emeği geçenleri yürekten kutluyorum. |
|